PANELLER

1. ALMANYA PANELİ

Projenin amaç ve öneminde açıklandığı üzere, Ankara erken dönem Cumhuriyet mimarlığının, Avrupa ve Türkiye kültürlerinin süreklilikleri ve çatışmalarına yönelik olarak değerlendirilmesi ve anlaşılması için önemli bir modeldir. İlk konferans Ankara’yı bu perspektifle Almanya’ya taşımayı ve orada tartışmayı planlamaktadır.

“Batıdaki Doğu”: Avrupa kentlerini çok kültürlü değişim kapsamında anlama ve yeniden okuma.

Türkiye’de Münih Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışındaki bir Türk kenti olarak kabul edilir. Almanya’daki Türk nüfusu yaklaşık nüfusun % 4 ünü oluşturmaktadır. Diğer Alman olmayan doğu kaynaklı nüfusun  % 15 e yaklaştığı düşünülmektedir. Berlin’de yapılacak olan ilk panel, doğu kültürlerinin, özellikle Türk kültürünün fiziksel oluşum ve sosyal yapı olarak batı kentlerindeki etkisini ve değitirici gücünü anlamayı amaçlamaktadır. Katılımcılar, mimarlar ve diğer disiplinlerden Avrupa’daki azınlık problemleri üzerinde çalışan entelektüeller olacaktır.

“Batıdaki Doğu”: Avrupa kentlerini çok kültürlü değişim kapsamında anlama ve yeniden okuma

Projemiz kapsamında doğu ve batı arasındaki farklılıkların dönüşümünü tartışmaya ve anlamaya yönelik, Berlin ve Ankara’da birbiriyle bağlantılı iki panel düzenleniyor. Re-ACT projesi kapsamındaki bu panellerden ilki, Berlin’de “Batıdaki Doğu”: Avrupa kentlerini çok kültürlü değişim kapsamında anlama ve yeniden okuma başlığı ile düzenleniyor. Panelde, mimarlar ve diğer disiplinlerden gelen konuşmacılar Avrupa’da yaşayan azınlıkların kent mekanını tüketme biçimleri ve içinde yer aldıkları fiziksel ortamla girdikleri dönüştürücü ilişki üzerine düşüncelerini sunacaklar.

12 Mart Pazartesi günü, Berlin’deki Deutsches Architektur Zentrum (DAZ) Taut Hall’de gerçekleştirilecek etkinlik, saat 18:00’de “Kale’den Kule’ye” isimli Fotoğraf Sergisi açılışı ile başlayacak. Küratörlüğünü Prof.Dr. Ayşen Savaş ve Doç.Dr. Güven İncirlioğlu’nun üstlendiği bu sergide kullanılan fotoğraflar proje paydaşı AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) tarafından yürütülen “Benim Ankara’m” Fotoğraf Atölyesi çalışması ile elde edildi.

Mimar Ercan Ağırbaş, gazeteci Tanıl Bora, mimar Paul Böhm, kültürlerarası pazarlama ve iletişim uzmanı Dr. Bilgen Coşkun ve mimar Birsen Coşkun Öztürk’ün konuşmacı olarak katılacağı “Batıdaki Doğu”: Avrupa kentlerini çok kültürlü değişim kapsamında anlama ve yeniden okuma başlıklı panel Doç.Dr. C. Abdi Güzer tarafından yönetilecek ve saat 19:00’da başlayacak.

Panellere yönelik olarak Panel Moderatörünün  açıklama notu

Türkiye, Doğu ile Batı, Avrupa ile Asya kültürlerinin, küresel ve yerel kavramlarının kesişim noktasında olduğu gibi; din, dil, etnik çeşitlilik, coğrafi farklılık ve tarihi çeşitlilik açılarından da özgün ve öncelikli bir alan oluşturmaktadır. Özellikle Cumhuriyetin ilk yılları, Türkiye’nin önemli ve radikal bir kültürel dönüşüm hareketini temsil etmekte, bu yıllarda içselleştirilen modernizm projesi, her şeyden önce batı ile bütünleşme ve süreklilik sağlama projesi olarak öne çıkmaktadır. Bu durum sadece Türkiye açısından değil, Türkiye’nin temsil ettiği (batıya referansla) “ana eksen dışı” tüm oluşumları anlamak için bir araştırma modeli sunmaktadır. Cumhuriyet sonrası Türkiye mimarlığı, her şeyden çok kendini batı mimarlığı ile kurulan süreklilik ve karşıtlık söylemleri ile tanımlamaktadır. Bu anlamda ana eksen dışındaki yerellik ile uluslararası modernizmin çeşitli biçimlerde oluşturduğu ilişki (süreklilik ve karşıtlıklar) Ankara üzerinden okunabilir.

Ankara, Türkiye’nin modernleşme ve batı ile değer bütünleşmesi oluşturma sürecinin başlangıç noktasını, bunun mimari ve planlamaya yansıma biçimlerini temsil eder. Başka bir ifade ile; modernliğin modelini oluşturmaktadır. Yeniden kurulan bir başkent olarak, bu dönüşüm ve temsiliyetin bütün unsurlarının gözlenebileceği bir ortamdır.

Özellikle I. Dünya Savaşı ortamı nedeni ile ivmelenen göç, çok sayıda yabancı mimarın Ankara ortamında ve Türkiye mimarlık eğitimi içerisinde çalışmasını getirmiş ve bu kişilerin bir yandan “modernizmin yerleşmesi”, öte yandan “yerel değerlerin yeniden yorumlanarak, modernizmle süreklilik oluşturması” noktalarında katkıları söz konusu olmuştur. Başta Ulus olmak üzere Cumhuriyet Ankara’sı, bu konuda zengin bir birikime sahip örnekleme alanıdır. Özellikle Türkiye’de çalışmış, ürün vermiş yabancı mimarların sayısal çokluğu ve mimarlık ortamındaki ağırlıkları gözetildiğinde bu proje, çok sayıda Avrupa ülkesini ilgilendiren, çok sayıda ortak çalışma ve araştırmacı değişimine olanak veren bir projedir.

Benzer biçimde, kolonileşme geleneği ve Avrupa’nın savaş sonrası aldığı göçler sonucunda, Avrupa’da “Avrupalı olmayan büyük birçok kültürlü nüfus” birikimine neden olmuştur. Avrupa kentlerindeki doğu kültürünün varlığı, bu kültürlerle ilgili şeffaflık yaratmanın yanı sıra kentlerdeki fiziki yerleşim ve sosyal yapılanmalarda da kendini farklı biçimlerde göstermiştir. Re-ACT kapsamında düzenlenecek her iki panel de, doğu ve batı kültürlerinin kültürel ortam içinde uğradığı dönüşümü, değişimi ve bu kavramlararası bölgeleri, mimarlık ve mekan üzerinden anlamaya ve tartışmaya çalışacaktır.

http://www.arkitera.com

 

 

Re-ACT Berlin: “Batıdaki Doğu”

C. Abdi Güzer

Türk Serbest Mimarlar Derneği’nin bir Avrupa Birliği projesi olarak yürüttüğü Re-ACT projesi, kültür ve kent arasındaki etkileşimi, süreklilik ve çatışmaları anlamaya, tartışmaya ve belgelemeye çalışmaktadır. Mimarlık ve kent söz konusu olduğunda, “doğu” ve “batı” kültürleri temel ayırtedici kültürel ortamlar olarak öne çıkmakta, farklı ideolojileri, yaşam tarzlarını ve bu yaşama biçimlerinin mekan üzerindeki yansımalarını temsil etmektedirler. Ankara kentinin gelişimi Türkiye’nin batıya açılmasına yönelik süreçle paralellik taşımakta, 1920’lerden itibaren geliştirilen modernist bilincin mekansal yansımalarının izlenebileceği bir örnekleme alanını temsil etmektedir. Re-ACT projesi, Ankara örneğinden hareketle, “doğu” ile “batı” arasındaki kültürel süreklilik ve çatışmaları okumayı, kırılma noktalarını tartışmaya açmayı hedeflemekte; bu tartışmayı gündelik yaşama, popüler kültür ortamına taşımak üzere “Kale’den (Ankara Kalesi) Kule’ye (Atakule)” bir kent maketinin yapılmasını ve sergilenmesini öngörmektedir. Bu süreç, salt bir maket elde edilme süreci gibi kurgulanmamış, farklı ölçek ve disipliner çeşitlilik içinde, farklı etkinlik ve alternatif okumalarlarla,  maketle anlatılan kent mekanının incelenmesinin daha büyük bir projeye dönüşmesi hedeflenmiştir. Proje süresince, Ankara kentinden hareketle, kültürün mekan üzerindeki dönüştürücü etkisi farklı disipliner yaklaşımları da içerecek biçimde tartışılmakta, kent ve mimarlığa yönelik pratiği geri beslemeye yönelik kaynak oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Şüphesiz bugün içinde olunan küresel kültür ortamı ve iletişim çağında kültürlerin birbirlerini etkileme biçimleri ve bunun kent mekanı üzerindeki yansımaları tek yönlü olarak gelişmemektedir. Batı her ne kadar elinde tuttuğu teknolojik bilgi birikimi ile mimarlık alanında ana ekseni oluşturan değerleri ve üretim süreçlerini temsil etse de, doğu bu değerlerle zaman zaman çatışan, zaman zaman süreklilik gösteren alternatif bir kültür ortamı olarak varlığını sürdürmektedir. Bir yandan doğu ülkelerinin mimarlık alanında büyüyen bir pazarı temsil etmeleri, öte yandan ivmelenerek artan göç olgusunun Avrupa üzerindeki baskısı, “azınlık”ların kültürlerinin kent mekanı üzerinde daha belirgin biçimde hissedilmesini getirmiş; batı ve doğu kültürlerinin kentsel mekan üzerinde temsil edilme biçimleri daha karmaşık ve tartışmaya açık bir doku haline dönüşmüştür. Bu saptamadan hareketle, Re-act projesi iki paralel oturum içinde “Batıdaki Doğu” ve “Doğudaki Batı” başlıkları altında bu kültürel temsiliyet ilişkisini tartışmayı hedeflemiştir. Berlin’de gerçekleştirilen “Batıdaki Doğu” başlıklı ilk panel ağırlıklı olarak yoğun göç alan ve azınlıkların etkili bir nüfusa sahip olduğu Avrupa kentleri üzerinde bu nüfusun etkilerini, kültürel farklılıkların kent mekanına yansıma biçimlerini ve sınırlarını anlamayı amaçlamaktadır. Bu tartışma kaçınılmaz olarak kültür kavramının doğal bileşkeleri olan küresel, yerel, etnik, dini, milli, bağlamsal, modern ve geleneksel gibi kavram ve tartışma alanlarını içerecektir.

Berlinde gerçekleştirilen panelde Tanıl Bora Avrupa’daki (özel olarak İsviçre ve Almanya’daki) cami inşaatları etrafında yürütülen ‘kültür ve politika’ tartışmalarına eğilerek, bu tartışmalarda özellikle cami imgesinin doğululuğuna-batılılığına yönelik yargıları tartışmaya açmıştır. Tartışma mimarlık ortamına taşındığında, söz konusu camilerde benimsenen mimari üslubun ‘geleneksel’ mi ‘modern’ mi olduğuna ilişkin algılar ve tereddütler, doğululuk-batılılık “ölçümü”nün, temsiliyet sınırlarının göstergeleri olarak öne çıkmaktadır. Aynı tartışmanın sürekliliği içinde Paul Böhm Almanya’da yaşayan Türkler için tasarladığı bir cami projesi üzerinden kültürel algı farklılıklarını ve bu farklılıkların yarattığı çatışmaların projeye yansımalarını örneklemiştir. Birsen Coşkun Öztürk ve Bilgen Coşkun sunumlarında Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli bireylerin sosyolojik açıdan kişilik oluşumunu ele almış, bu grup içerisindeki farklı alt grupların iletişim ve tüketim davranışlarını inceleyerek “kimlik” olgusunun kent mekanında dışavurum sınırlarını tartışmışlardır. Panelde son konuşmacı olan Ercan Ağırbaş Almanya’da eğitim görmüş ve çalışan Türkiye kökenli bir mimar olarak, kendi deneyimlerinden hareketle, kültürel süreklilik ve çatışmaların mimari projelere yansıma biçimlerini tartışmaya açmış, örneklemiştir.

Bugünün coğrafyadan bağımsızlaşan kültür ortamı içinde doğu ve batı kavramları giderek katı tanım ve sınırlarını yitiren, birbirlerine kaynak oluşturan, çok girdili, karmaşık algılamalara dönüşmüştür. Berlin’de düzenlenen panel her şeyden önce kent mekânının bu karmaşık algı altında yeniden okunması gerektiğini vurgulamakta, mimarlığın sadece katı coğrafi ve kültürel temsiliyetler için değil, aynı zamanda esnek ve karmaşık kültürel çeşitlilik ortamına yönelik olarak da zengin bir temsiliyet aracı olarak işlevselleştirilebileceğinin altını çizmektedir.

 

ANKARA PANELİ

Modernizmin yerel kültürleri içeren ucu açık bir proje olarak yeniden değerlendirilmesi ise 14 Haziran 2012 tarihinde Ankara’da tartışıldı.

“East in West: Doğudaki Batı” başlıklı panelde Modernizmi Ankara şehrinde sürdürülebilir bir proje olarak anlamak ve yeniden okumak üzerinde sunuşlar gerçekleştirildi.

Ankara, Türkiye’nin modernleşmesinin ve batı kültürlerinin değerleri ile bütünleşmesinin başlangıcını temsil eder. Ayrıca, bu oluşumun mimarlık ve planlamaya farklı biçimlerdeki yansımalarını da temsil etmektedir. Bu anlamda Ankara, doğu coğrafyalarındaki batı kültürünün değiştirici gücünü anlamak için çok önemli bir model olmakla kalmayıp, doğu kültürlerinin batı modernizmi ile kurdukları farklı ilişki hatlarını ve farklı modernleşme örneklerini sunmaktadır. Bu panelde, özellikle Ankara ve Türkiye’nin, daha genel olarak da batı-dışı ülkelerin modernleşme sürecini (ve bu süreçte) çalışan mimarlar, plancılar ve uzmanlar olan Esra Akcan, Olaf Bartels, Nasrine Faghih, Süha Özkan, Uğur Tanyeli yer almıştır.

 

Kuzeyden Güneye, Doğudan Batıya

Aydan Balamir

Türk Serbest Mimarlar Derneği’nin  “Re-ACT / Kültürün İzlerini Mimarlık Üzerinden (Yeniden) Okumak” başlıklı AB projesi, Berlin ve Ankara duraklarında gerçekleşen etkinliklerle tamamlandı. Uç hedefi Ankara’da bir Mimarlık Merkezi’nin açılması ve Merkez’in ilk ürünü olarak da Ankara kent maketinin kuzey-güney eksenindeki ilk omurgasını oluşturacak bölümün, “Kale’den Kule’ye” tamamlanması idi. Projenin kamusal yüzü olan bu öncü maketin kısa zamanda doğu-batı eksenindeki bir üniversite grubundan diğerine (Hukuk ve Mülkiye’den ODTÜ’ye) büyümesi herkesin ortak dileğidir.

Proje kapsamındaki sergi ve paneller, eş zamanlı olarak Berlin ve Ankara’da gerçekleşti. Sergiler, maketle aynı tema üzerine (Kale’den Kule’ye) gerçekleşen bir fotoğraf atölyesinin ürünleri idi. Bu verimli atölyenin de çalışmalarını, projenin ikinci etabı için doğu-batı ekseninde devam etmesi beklenmeli. Projenin paneller bölümü için de yine coğrafi terimlerden yola çıkılması, yerinde bir seçim oldu. Berlin ile Ankara’nın karşılıklı konumları, “Batıdaki Doğu / Doğudaki Batı” (East in West / West in East) başlığını tarihi ve kültürel referanslarla yüklemekte. Bu başlıkla amaçlanan (Abdi Güzer’in formülasyonu ile),yerleşik kavram çiftlerinin kültürel ortam içinde uğradığı dönüşümü, değişimi, kavramlar arası bölgeleri ve geçirgenliklerini mimari mekan üzerinden anlama ve tartışma” yönünde idi. İlk panel “Batıdaki Doğu” başlığıyla 12 Mart 2012 tarihinde, BDA’nın ortaklığıyla Berlin’de gerçekleşti. İkinci panel ise “Doğudaki Batı” başlığıyla, 14 Haziran 2012’de Mimarlık Merkezi ve Ankara kent maketinin açılışıyla birlikte programlandı.

Paneller, “Avrupa kentlerini çok kültürlü değişim kapsamında anlamak” ve “Modernizmi  sürdürülebilir bir proje olarak yeniden okumak” altbaşlıklarıyla, engin bir konu çeşitlenmesi sunmakta. Öncelikle, bir dizi kavram çiftine işaret ediliyor. Ankara-Berlin perspektifinin çağrıştırdığı Şark ile Garp kutupları oryantalist kalıpları akla getirse de, Edward Said’in anıtsal yapıtı (Orientalism, 1978), bu eski terimlerle düşünmeye olanak tanımaz. Konuya Ankara’nın başkent oluşu çerçevesinden bakıldığında, Gelenek ile Modernlik karşıtlığının barındırdığı çelişkiler gündeme taşınır. Kültürel kimlik sorusu üzerine düşünmenin milli bir spor olduğu Türkiye için, cumhuriyetin erken yıllarıyla sınırlı olmayan Yerel-Evrensel karşıtlığı, her dönem yeniden üretilen kadim bir kutuplaşma olarak güncelliğini, yeni açılımlarıyla birlikte koruyor. Tarihe Berlin yönünden bakıldığında ise, farklı bir Doğu-Batı karşıtlığı, bu kez soğuk savaş terimleriyle Demir Perde bloklaşması etrafında, bir diğer araştırma çerçevesini çizmekte. Berlin’de doğu bloğunun izleri yok olurken, neo-liberal politikanın yeni küresel merkezlerinden biri olarak yükselen kentin barındırdığı çok kültürlü yapı da bir diğer ilgi odağı. Kentlerin konu edildiği bir tartışma ortamı için Çevre-Merkez, Taşra-Metropol, Yerel-Küresel gibi müseccel karşıtlıklar da masaya yatırılacaklar arasındadır kuşkusuz. Ancak her iki panelin de beklentisi, ikili kavram setlerini pekiştirmekten çok, birinin diğerini içerdiği karma durumların tartışılarak, inatçı karşıtlıkların aşılabilmesi yönünde idi.

Geçtiğimiz yüzyılı günümüzle karşılaştırmanın kestirme yolu yine birkaç karşıtlık üzerinden olabilirse: 20. yüzyılı karakterize eden modernleşme modelleri, yeni binyılda yerini “sorumlu modernlik” arayışlarına bırakmakta. Eski dünyanın ilerleme, gelişme, büyüme hedefleri artık en hafifinden “sürdürülebilirlik” düşüncesine, daha radikal biçimiyle ise “büyümeyi durdurma” (degrowth) hareketine evriliyor. 20. yüzyıldaki toplumsal devrimlerin yerini ise çevreci ideolojilerle bütünleşen, özellikle ‘iklim değişikliği politikası’ etrafındaki, tüketim ve kapitalizm karşıtı radikal hareketler almakta. 68’in devrim ve aşk ülküsüyle karşılaştırılabilecek yeni oluşumlar var. 68 kuşağının anahtar terimleri arasında özgürlük ve esneklik yer almaktaydı. Özgürlük talepleri gündemden hiç düşmedi, yeni taleplerle sürmekte. Esneklik arayışı ise, dijital devrimin terimleriyle güncellendi; çeşitlenme ve değişebilmenin yeni yolları günümüzde ‘elastik’ kavramıyla daha iyi ifade edilebilmekte. Elastik zihinse, kutupsal düşünce geleneğinin kalıplarına hiç sığmıyor. Kuzeyden güneye, doğudan batıya ve diğer yönlerde, ara yönlerde ve yönsüz biçimlerde akışkanlığı öngören yeni bir anlayış…

Mimarlık iklim değişikliğini ve toplumsal adaletsizliği tek başına düzeltmeye muktedir değilse de, elastik zihin için modeller sunmaya devam ediyor. Tasarım düşüncesi çağa özgü formlar ve araçlarla yenilenirken, mimarlığın çevreci ve toplumcu sorumluluk alanları da yeniden tanımlanmakta. Mimarlık, geçen yüzyılın ilerlemeci modernizmiyle oluşan kayıpların hızını kesici bir platformda aktif rol alabilmeyi istiyor. Kentin sahne dekorcusu ya da dekor teknisyeni olarak değil, güçlü bir aktörü olarak rol almak istiyor.

Ankara’da gerçekleşen panelin beş konuşmacısı, konuya farklı boyutlarından yaklaşmakta (alfabetik sırayla): Esra Akcan kültürlerarası geçirgenliğe, ‘etkilenme’ gibi klasik kalıpların dışında, çeviri kuramının terimleriyle bakıyor. Olaf  Bartels Türkiye gözlemlerini sanat tarihi disipliniyle kişisel deneyimini harmanlayarak aktarmakta. Nasrine Faghih yeni binyıl için kent vizyonlarını, Paris projeleri üzerinden tartışmakta. Suha Özkan Osmanlı’nın son yıllarında Türk-Alman ilişkilerinden doğan bir proje yarışmasının, Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan öyküsünü anlatıyor. Uğur Tanyeli Türkiye’de yerleşik doğu-batı referanslı paradigmayı sorgulayan bir tartışma sunuyor.